27 Ocak 2016 Çarşamba

Çok çektik uzmanlardan - (Bir de diğer taraftan bakmak)




Oğlumun üstün zekalı olduğunu fark ettiğimizden beri çok çektik uzmanlardan. Pedagogdan ayrı, öğretmenden okuldan ayrı, müdür yardımcısından psikologdan ayrı.

Oğlum iki yaşında okumaya başladığında hayatımızda ilk defa pedagog ile tanışmıştık. İstanbul'un en büyük hastanelerinden birinde küçücük bir odada sevimsiz, suratsız bir uzmanla yaptığımız görüşmenin sonunda, kendimizi hiçbir şey öğrenemeden kapının önünde bulduğumuzda eşimle birbirimize öylece bakabilmiştik sadece.

Kısa süre sonra gelen raporda bizimle dalga geçer gibi normal gelişiminde bir oğlunuz var demişti uzman. İki yaşında okuyan normal bir çocuk!

Sonrasında yardım almak için gittiğimiz bir başka uzmanda da benzer ilgisizlik ve bilgisizliği görünce pedagog ve psikologlardan umudu kesip ana okullarına yönlendik bu sefer. Bir tanesi hariç hiç bir anaokulu sahibi, müdürü, psikoloğu ile geçinemedik. O bir tane de oğlumun -iki sene- güzel dünyası oldu, musmutlu gittiği okulu oldu.

İlkokul ise çoğu üstün ebeveyninin de bildiği gibi tam bir kabustu. "Ben çok eğitim aldım üstünler hakkında" diyerek önerileri gözardı eden öğretmenler, standart testler uygulayıp, üstünlerin özelliklerini dikkate almadan yorumlar yapan rehber öğretmenler, bizi "problem veli" yerine koyan müdür yardımcıları ile boğuştuk ilkokul boyunca.

Sonunda bir karar verdim. "Onlar bilmiyorsa ben bilirim!" dedim. Başladım araştırmaya.
Sonuç: Türkçe yazılmış, üstünleri anlatan 3 kitap var.(sene 2011 idi, şu anda daha fazla kitap var ama yine de çok çok yetersiz)

Sonrası 4 senelik bir maraton oldu. Bugüne getirdi beni. Amerika'dan gelen onlarca kitap, yayın, makale, akademinin kuruluşu, tekrar üniversite sınavı, Üstün Zekalılar Öğretmenliği lisans eğitimi ve son olarak Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans eğitimi beni aldı, anne baba tarafından uzman tarafına geçirdi.

Bir öğretmen olarak sınıf yönetmenin hele ki üstün zekalıların olduğu veya 40-50 kişilik sınıfları yönetmenin ne kadar zor olduğunu gördüm. (Araştırmalara göre 15 öğrenciden fazlası ile sınıf yönetimi yapılamıyor)

Türkiye'de ders plan programı, materyali konusunda çok eksikler olduğunu gördüm. Arka arkaya üç ders yaptıktan sonra öğretmenin konuşmaya bile mecali kalmadığını gördüm. Bep raporu çıkmış bir üstün zekalı çocuk için farklılaştırma ve zenginleştirme için ne materyal, ne ders planı hiçbir destek verilmediğini gördüm.

Hiperaktivite, dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü olan çocuklarla sınıf içinde nasıl ilgilenileceğine dair hiç bir eğitim veya desteğin olmadığını ve ne yazık ki bazı öğretmenlerin de bu tip eğitimlerin hakkını verecek yetenek veya potansiyelde olmadığını gördüm.

Öğretmenlerin çoğunun İngilizce bilmediği için bu açıkları kapatacak bilgiyi okuyarak edinemediğini, yurt dışındaki pek çok yayından faydalanamadıklarını gördüm.

Daha da acı bir biçimde gördüm ki, Türkiye'de üstün zekalı çocuklarla ilgili bilgisi, pratiği, yetkinliği olan psikolog, pedagog, uzman sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. (Bizim bu kişilerden birine denk gelmemiş olmamız çok garip değilmiş zamanında) Gerçekten bilenden bahsediyorum elbette. Aynı anne babasının tanıdığı gibi bu çocukları tanıyanlardan bahsediyorum. Yoksa bize gelip psikolog takibindeyiz, psikoloğumuzdan çok memnunuz diyen yüzlerce anne baba var, kimin elinde olduklarının farkında değiller.

Şunu bilin ki üstün çocukları gerçekten tanıyan uzmanlar da aynı anne babalar gibi çıkmazdalar.

Devlet kademesinde kimseyi ikna edememek, birtakım psikolog, psikiyatrların ezberlerini aşamamak, bilgisiz ama fikri çok uzman yığınlarının yanlışları ile savaşmak, anne baba egolarını aşıp çocuğa ulaşamamak aklıma gelenlerden birkaçı sadece.

Şimdi senelerdir üstün zekalı çocuk annesi olup yaşadıklarımın yanına bir de üstün zekalı uzmanı olarak yaşadıklarım eklendi. Her iki tarafta çok zor inanın. Hem anne babaların hem de bu çocuklara yardımcı olmaya çalışan uzmanların...

Zor ama imkansız değil. Başaracağız! Başarmak zorundayız. Onlar için...

Üstün zekalı çocuklarımız için...

Sevgiler
Banu


neler yapılmalı konusu bir sonraki yazıda






7 yorum:

  1. Merhaba blogunuzun yeni keşfettim çok güzel ve yararlı bir sayfa benimde yedi yaşında bir oğlum var özel bir Kolejin zeka testine katıldık ve üstün zekalı olduğu söylendi şuan normal bir kolejde normal bir eğitim alıyor öğretmeni üzerine gidelim gidilmezse körelir dedi ben de hocam ne yapabiliriz peki dediğimdenet bir cevap veremedi internettenküçük araştırmalar yaptım Ama tatmin edici bir bilgiye ulaşamadım açıkçası Çocuğum için ne yapabilirim nasıl bir eğitim uygulayabilirim nerden başlamalıyım bilemiyorum

    YanıtlaSil
  2. Banu hanım merhaba.
    Yazdıklarınız güzel ve genel olarak katılıyorum.
    Ancak söylediğiniz bir şey var ve bu söylediğiniz şey için bütün yazdıklarınız anlamını yitiriyor benim için.
    Çocuğunuzu 'üstün' diye tanımlayarak anlatıyorsunuz?
    Kime üstün, neye üstün?
    Benim bildiğim o tanım 'üstün zekalı'.
    Diğer açılardan diğer insanlardan bir farkı yok.
    Eğer ki onu 'üstün' diye tanımlayarak anlatırsanız, onu farklılaştırmış ve yalnızlaştırmış olursunuz.
    İnsanlar üstün zekalı olabilir, üstün yetenekli olabilir ve hatta ve hatta üstün 'güçleri' bile olabilir.
    Ama nitekim hepimiz yalnızca insanız.
    Sevgilerimle;

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende tam bunu dusunuyordum.Yatay bir cizgi var onun ustunde kalanlar ustun zekali altinda olanlar geri zekali.Bu kadar basit katogorize etmek.

      Sil
    2. Merhaba Yunus Bey, Özel eğitimde etiketleme, eğitim hizmetlerinin başlaması açısından çok önemlidir fakat zaman zaman durumu tam olarak karşılayamayan kavramlar bize sıkıntı yaratıyor. Üstün zekalılıkta da bu durumdayız maalesef. Hiperaktivite bozukluğu olan bir çocuğa hiperaktif çocuk dendiğinde yadırganmazken, üstün zekalı bir çocuğa "üstün çocuk" denmesi alarm zillerini çalıyor ne yazık ki. Keşke "gifted" gibi güzel bir tanımımız olsa...
      Sevgiler

      Sil
  3. Bende tam bunu dusunuyordum.Yatay bir cizgi var onun ustunde kalanlar ustun zekali altinda olanlar geri zekali.Bu kadar basit katogorize etmek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Kevser Hanım,
      Bu ayrım zannettiğiniz kadar basit değil, bununla ilgili gelecek günlerde bir yazım olacak.
      Sevgiler

      Sil
  4. Mesele hangi pencereden baktığınıza bağlı. Çocuk hiperaktif ve üstün zekalı-yetenekli ise, sürekli hareket halinde olması öğretmeni ve aileyi yoruyor ve diğerlerinin yanında sürekli uyarılıyor, rencide ediiyor ve yaramaz damgası yiyor. Bu çocukları tanımalı ve nasıl yaklaşılması gerektiği öğretmene ve ailye anlatılmalı.. zaman çabuk geçiyor.. yaramaz damgası yiyen çocuk zamanla arkadaşları tarafından da dışlanıyor. Çocuk onlara kendini kabullendirmek için daha hareketli ya da agresif oluyor. Ayrımcılık diyorsunuz ya... bunu pozitif ayrımcılık olarak kabul edin. Çünkü burada amaç onları hayata doğru hazırlamak, yaşama kazandırmak.. böyle bir çocukla uğraşmadan durumu anlamanız mümkün değil. Yıkıcı bir tavır değil bu duruş, aksine yapıcı! Çünkü bu çocuklar diğerlerinden farklı. Ama diğerleri de geri zekalı değil... Diğerleri bu çocukların ne yaptığına anlam veremiyorlar, çünkü onlara göre anormal!

    YanıtlaSil